Atatürk’ün Eğitime Verdiği Önem ve Maya’nın Eğitim Anlayışı
Atatürk İçin Eğitim Neden Önemliydi?
Devletimizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk Birinci Dünya Savaşı sonrasında; savaşın galipleri tarafından Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması ve Türk Milletinin Anadolu’dan kovulması, esir edilmesi planlarına karşı, bir yandan milli bağımsızlık mücadelesini yürütürken, diğer yandan milli egemenlik esasına dayalı, çağdaş, bağımsız, muasır medeniyet seviyesine erişmiş bir yeni Türk Devletinin temellerini atıyordu.
19 Mayıs 1919 ruhundan hareket ederek Millî Mücadele’yi başlatan Büyük Önder, bu savaşın, sadece düşmanları kovmakla bitmeyeceğini çok net görüyordu. Yapılması gereken çağdaş ve milli prensiplere dayanan yeni bir devlet kurulması, toplumun hür ve müreffeh yaşaması için gereken adımların atılması idi. Mustafa Kemal Atatürk tüm bu yapılması gerekenlerin temelinde eğitim meselesinin yattığını çok iyi biliyordu.
Memleketin ölüm kalım mücadelesi olarak sürüp giden Sakarya Muharebeleri sırasında, Başkomutan Mustafa Kemal’in bizzat katılmış olduğu Maarif Kongresi, Büyük Önderin, verdiği büyük mücadeleler arasında eğitim davasına verdiği hayati önemi göstermesi bakımından son derece önemlidir.
Büyük bir savaştan yeni çıkmış, halkın neredeyse tamamına yakını eğitimden yoksun, 1927 sayımına göre, okuma-yazma bilenlerin 7 yaşından yukarı çağ nüfusa oranı % 5-6 olan bir ülkede, Mustafa Kemal Atatürk engin bir uzak görüşlülükle çağdaş toplumun gerektirdiği insan tipini görmüş ve bunu gerçekleştirecek eğitim ilkelerini ortaya koymuştur.
15 Temmuz 1921’de Maarif Kongresi’nde yaptığı konuşmada sarfettiği şu sözler, kültür ve eğitime verdiği önemin ve milletine beslediği inanç ve güvenin ifadesidir. “Silahıyla olduğu gibi dimağı ile de mücadele mecburiyetinde olan milletimizin birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur.”
Büyük Önder Atatürk, savaşın dahi resmen sonlanmadığı, henüz Cumhuriyet’in ilan edilmediği günlerde Anadolu’yu dolaşıyor ve halka şunları söylüyordu: “Arkadaşlar! … Bundan sonra pek mühim zaferlere kavuşacağız. Fakat bu zaferler süngü zaferleri değil iktisat, ilim ve irfan zaferleri olacaktır. Ordumuzun şimdiye kadar kazandığı zaferler memleketimizi gerçek kurtuluşa kavuşturmuş sayılmaz. Bu zaferler ancak gelecek zaferimiz için değerli bir zemin hazırlamıştır. Askeri zaferlerimiz ile mağrur olmayalım.
Yeni ilim ve iktisat zaferlerine hazırlanalım.”
Onun eğitime olan bu ilgisi Kurtuluş Savaşı’ndan sonra daha da güçlenmiştir. Zafer sonrası bir soruya verdiği cevapta; “Emelim maarif vekili olarak milli irfan yükseltmeye çalışmak.” demiştir. Maarif Vekili olarak görev yapmamış ama kurduğu yeni devletin izleyeceği eğitim politikasının esaslarının tespitinde, bu yönde yapılan çalışmaların tamamında etkin rol almıştır.
Atatürk’ün Eğitim Anlayışının Temel İlkeleri
Akıl, Bilim ve Çağdaş Düşünce
Atatürk, yeni cumhuriyetin eğitim sisteminin nasıl olması gerektiğine dair çok önemli ve yol gösterici sözler sarfetmiş, bu prensiplerin takipçisi olmuştur.
02.09.1924 tarihli konuşmasında; “… en mühim, en esaslı nokta eğitim meselesidir. Eğitimdir ki; bir milleti ya hür, müstakil, şanlı yüksek bir cemiyet halinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder” diyerek eğitimin bir toplumdaki rolünün ne kadar önemli olduğunu açıkça ifade etmiştir.
O’na göre eğitim; öncelikle milli ve bilimsel olmalıdır. “Kültür tamamen milli bir konudur ve programlarımız milli olacaktır. Ancak ilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve milletin kafasına sokacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur. Eğitimin çağdaş kültüre dayanması; eğitimdeki millilik esasını bozmaz.”
“Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, delalettir. Yalnız ilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve zamanla takip etmek gerekir.” demektedir.
Atatürk’ün Eğitim Vizyonunda Çocuk
Atatürk’ün eğitim anlayışında akıl, bilim, araştırma ve çağdaş düşünce önemli bir yere sahiptir. Bu yaklaşımda öğrenmek; bilgiyi hafızaya yerleştirmekten çok daha geniş bir anlam taşır. Çocuk; sorar, araştırır, dener, üretir, bağlantılar kurar, düşüncesini ifade eder ve öğrendiği bilgiyi hayatla buluşturur.
Çünkü eğitimin asıl sorusu “Çocuk nasıl düşünüyor?”
Ardından yenileri gelir:
Neyi merak ediyor?
Hangi soruların peşinden gidiyor?
Kendisini nasıl ifade ediyor?
Bir güçlükle karşılaştığında ne yapıyor?
Başka birinin düşüncesini nasıl dinliyor?
Kendi fikrini nasıl oluşturuyor?
Maya Okulları’nda çocuğu anlamaya çalışırken akademik gelişimin yanında onun sosyal, duygusal ve bireysel gelişimini de bu nedenle birlikte ele alıyoruz.
Çünkü çocuk bir bütündür.
Yaparak ve Yaşayarak Öğrenme
1923 senesinde Eskişehir Toplantısında ezberci program ve uygulamaları eleştirerek şöyle diyordu: “Bütün bu uygulama ve programlar ne veriyordu? Çok bilmiş çok öğrenmiş birtakım insanlar, ama neyi bilmiş efendiler! Birtakım teorileri bir takım nazariyeti sadece ezberlemiş kişiler.
Ama neyi bilmemiş efendiler? Kendini bilmemiş, hayatın ihtiyacını bilmemiş, yaşamak için hiçbir şeyi bilmemiş ve aç kalmış insanlar. Bundan sonra eğitimde izlenecek yol, her an değişmeyen belirli çizgisi olan eğitimdir. İlk ve orta öğretim, mutlaka insanlığa, medeniyetin gerektirdiği bilim ve tekniği versin, fakat o kadar pratik ve zevkli versin ki çocuk okuldan çıktığı zaman aç kalmaya mahkum olmadığına emin olsun. Çünkü maarifin gayesi sadece hükümete memur yetiştirmek değildir.”
Atatürk eğitimin günlük hayatın içinde, yaşamda başarıya ulaşmayı sağlayan ve uygulamalarla gerçekleştirilen bir faaliyet olduğu hususunu o günlerde ifade etmektedir. 1 Mart 1923 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açış konuşmasında şöyle seslenmiştir:
“Baylar, eğitim ve öğretimde uygulanacak yöntem, bilgiyi insan için gereksiz bir süs, bir baskı aracı ya da bir uygarlık zevkinden çok; yaşamda başarıya ulaşmayı sağlayan, işe yarar ve kullanılabilen bir araç durumuna getirmektir.
Uygulamaya dayanan yaygın bir eğitim-öğretim için yurdun önemli merkezlerinde çağdaş kitaplıklar, çeşitli bitki ve hayvanları içine alan bahçeler, konservatuarlar, atölyeler, müzeler, galeriler, sergi salonları kurmak gerekli olduğu gibi ilçe merkezlerine dek bütün yurdun basımevleriyle donatılması gerekmektedir.” Bu sözler Büyük Önderin ne kadar ileri görüşlü olduğunun bir ifadesidir.
Yine; “Yurt çocuklarını toplumsal ve ekonomik alanlarda etkin ve verimli kılabilmek için gerekli olan ön bilgileri iş üstünde öğretme yöntemi, eğitim ve öğretimin ana kuralı olmalıdır. Orta öğretimde de eğitim ve öğretim yönteminin işe ve uygulamaya dayanması ilkesine uymak kesin olarak gereklidir.” şeklindeki sözleri; yaparak yaşayarak öğrenmenin ve öğrenilenlerin uygulamaya, teknolojiye aktarılmasının gerek bireyin gerekse ülkenin gelişimindeki önemini ortaya koymuştur.
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki eğitim uygulamalarında da, bireyin, ailenin, toplumun ihtiyaçları dikkate alınarak, geziye, gözleme, deneye, uygulamaya, kısacası yaparak yaşayarak öğrenmeye ağırlık verildiği görülmektedir.
Eğitimde Fırsat Eşitliği
Atatürk eğitimde fırsat eşitliğini de savunmuştur. Eğitimde kadın-erkek ayrımı yapılamayacağı gibi genç-yaşlı, zengin-fakir, şehirli-köylü ayrımı da yapılamaz. Toplum bir bütündür. “Toplumdaki her bireye eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalıdır. Eğitim, gençten ihtiyara; kadından erkeğe, fakirden zengine kadar bütün insanlarımızı içine almalıdır.” demektedir. Aynı şekilde, kadınlarımızın eğitimin her kademesinden yararlanmaları için büyük çaba sarfetmiştir:
“Bir içtimayı topluluk, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki bir kitlenin bir parçasını terakki ettirelim, diğerine müsamaha edelim de kitlenin bütünü ilerletilebilmiş olsun. Mümkün müdür ki, bir camianın yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı semalara yükselebilsin. Şüphe yok ki; terakki adımları, dediğim gibi iki cins tarafından beraber arkadaşça atılmak ve terakki ve teceddüt sahasındaki merhaleleri birlikte açmak lazımdır.
Böyle olursa inkılap muvaffak olur.”
Eğitimde Ailenin Rolü
Eğitimde anne ve babanın katkısının ne kadar önemli olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk eğitimin anne ve babaların katkısı ile netice vereceği konusunda o günlerde şu düsturu ifade etmiştir: “Hedefe yalnız çocukları yetiştirmekle ulaşamayız. Çocuklar geleceğindir. Fakat geleceği yetiştirecek ana-babalar şimdiden az çok aydınlatılmalıdır ki yetiştirecekleri çocukları bu millet ve memlekete hizmet edebilecek, yararlı ve faydalı olabilecek şekilde yetiştirebilsinler.
Bilenler bilmeyenleri toplayıp okutmayı bir vazife bilmelidirler.”
Atatürk’ün Eğitim Anlayışı Maya’da Nasıl Karşılık Buluyor?
Maya Okulları’nda çocuğu anlamaya çalışırken akademik gelişimin yanında onun sosyal, duygusal ve bireysel gelişimini de bu nedenle birlikte ele alıyoruz.
Çünkü çocuk bir bütündür.
Maya Okulları’nda çocuk; sorar, dener, araştırır, yanılır, yeniden dener, düşünür ve kendi öğrenme yolculuğunun aktif bir parçası olur.
Maya Okulları olarak Atatürk’ün çocuklara duyduğu güveni, çocukların kendilerine duydukları güvene dönüştürmeyi önemsiyoruz.
Çocuklara iyi bir eğitim sunmak; onların merakını korumak, soru sormasına alan açmak, aklını kullanmasını desteklemek, bilimle buluşturmak, kendi düşüncesini ifade etmesine fırsat vermek, başka düşünceleri dinlemeyi öğretmek ve kendi gücünü fark etmesini sağlamaktır.
Maya Atatürk Yolunda
Atatürk’ün çocuklara verdiği değeri, çocuklarla kurduğu ilişkiyi ve geleceğin yeni nesillerine yönelik yaklaşımını Maya Okulları ile keşfedin.
Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün öğretmenlere verdiği değeri, eğitim anlayışını ve öğretmene yüklediği sorumluluğu keşfedin.
Mustafa Kemal Atatürk’ün çocukluğundan eğitim hayatına, Millî Mücadele’den Cumhuriyet’in kuruluşuna uzanan yaşamını Maya Okulları Atatürk Köşesi’nde keşfedin.
Sıkça Sorulan Sorular
Atatürk’ün eğitim anlayışında çocuk nasıl konumlanır?
Atatürk’ün eğitim anlayışında çocuk; aklı ve bilimi rehber edinen, araştıran, sorgulayan, üreten, sorumluluk alan ve çağın gelişmelerini takip edebilen bir birey olarak yetiştirilir.